Zafer bayramı olarak Türklerin kutladığı bir gündür 31 Ağustos. Ağustos ayı çeşitli milletlere göre ancak bir aydan ibarettir fakat Türklerin için ağustos ayı bir aydan epey ötededir. Ağustos Türklerle özdeşleşmiş bir tarihtir. Türkler tarafından birçok zafer bu ayda olmuştur. Ağustos, Türklerin geçmişten günümüze şanlı ayıdır. Türk’ün ayı, Türk’ün bayramıdır ağustos. Türk olan herkesin öğrenmesi gereken aydır. Bu şanlı ayın önemini gösteren bir savaş da Malazgirt savaşıdır.
TÜRKLERİN AĞUSTOS AYINDAKİ SAVAŞLARI
Malazgirt Muharebesi Türklerin şanlı zaferlerindendir. 26 Ağustos 1071 tarihinde, Türk hükümdarı Alparslan ile Bizans hükümdarı Romen Diyojen arasında meydana gelen ve Türklerin galip geldiği savaştır. Türklere Anadolu kapılarını açan ve bu bağlamda Türklere kesin zafer sağlayan son savaş olarak bilinir. Türklerin kesin zaferini sağlayan Türk hükümdarı Alparslan kendisine dua etmekte olan Türklere müteşekkir olduğunu belirtir. Galip gelirse Türklere kesin zafer sağlamış olacağını ve meramına ulaşacağını, mağlup olursa da Türkler uğrunda şehit düşmüş olacağını söyler. O gün orada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker olduğunu söyler; bugün burada Türkler için çarpışan öz varlığı Türklerden Alparslan vardır. İsteyen her Türk benimle gelebilir, istemeyen evine dönebilir der. Bu konuşmanın ardından kahraman Türkler ile ilk hücumu başlatır. Bizans ordusu, Türk ordusunun yaklaşık iki katıdır. Türk hükümdarı Alparslan şehit olacağını düşündüğü için hem kendisi hem de Türk askerlere kefen benzeri giysiler giydirmiştir. Yıllar sonra Atatürk, Türk askerlere şu sözü söyler: “Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum”. Türklerin hilal taktiği ile Romen Diyojen esir düşer. Türkler Bizans Ordusuna çok büyük hasar vermiştir ve Türkler Anadolu’nun tek hâkimi olmuştur.
Türklere karşı hırsına yenik düşüp yaklaşık 100 yıl sonra Anadolu’yu almak için Türklerle giriştiği Myrokephalon’da da yenik düşmüştür. Bizans en büyük mağlubiyeti almış ve Anadolu’yu kurtarma şansı artık kalmamıştır. Daha sonraki yıllarda Türk Müslümanlara karşı yapılan haçlı seferleri de Anadolu’yu almaya yetmemiştir. İşte böyle bir zaferin tarihini yazar Türk hükümdar Alparslan. Yalnız imparator Romen Diyojen’i değil emrinde bulunan birçok kişi esir alınır ve Bizans Türkler ve Türk ordusu karşısında adeta şoka uğrar. Bizans’ın Türklere yenilmesindeki bir diğer sebep de askeri donanımdır. Türkler hilal taktiği veya vur-kaç taktiği yaparken manevra kabiliyeti zayıf olan Bizans askerleri Türklerin hızına mağlup olmuştur. Bir diğer sebep de Türk ordusunun yalnızca Türklerden oluşmasıdır. Bizans’ta ise hem paralı hem de farklı milletlerden askerler mevcuttur. Alparslan’dan önce de yeni bir yer keşfetme arzusuyla araştırma yapan Türk Beyler Anadolu’yu keşfetmiş ve Bizans’ın Türklere karşı koyamayacağını bildirmiştir. Hatta Türkmen beyler Bizans’ın kadın gibi savaştıklarını nakleder. Her ne kadar Türklerin bu şanlı zaferi daha sonra İslam tarihçileri tarafından da takdir edilmiş olsa da Bizans ve Yunan kaynakları Türklerin bu zaferi üzerinde durmaz. Fakat üzerinde durulsun veya durulmasın bu olay Türk tarihini derinden etkilemiştir.

OTLUK BELİ MUHAREBESİ (11 AĞUSTOS)
Fatih Sultan Mehmed ile Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan arasında yapılmıştır. Zafer Türk hükümdarı ve cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet’indir. Belki Mehmetler arasında ikincidir ama Türk hükümdarlar arasında birincidir. İstanbul’u Türklere vermesine rağmen durmak bilmez Türk hükümdarı. Gözünü Akkoyunlu Devletine çevirir ve Türklere zaferi verir. Bu savaş için Türk iki hükümdarın cihan padişahlığı mücadelesi denilebilir ve Türk hükümdarlar arasındaki bu savaş taktik ve teknolojik açıdan 15. Yüzyılın en büyük savaşı kabul edilir. Akkoyunlu devleti savaşın öncesinde Osmanlı Türklerine karşı ittifaklarda bulunmuştur. Osmanlı Türkleri Venedik’le savaş halindeyken Uzun Hasan onlarla ittifaklık kurar. Venedik, Akkoyunlu Türk hükümdara çeşitli silahlar yolladı savaş için. Ancak Osmanlı Türkleri bu takviyeyi engelledi ve yardım Akkoyunlu Türk Devletine hiç ulaşmadı. Uzun Hasan, Türk hükümdar Fatih’e bazı topraklar kendisine verilirse barışı yapacağını söyler ama bu kabul edilmez.
Osmanlı Türklerinin farklı beyliklere muavenet etmesi de Akkoyunlu Devleti rahatsız eder. Savaş iki Türk hükümdarın birbirine ağır sözler sökülmesi üzerine resmen ilan edilir. Bu savaşla Bayburt ve Şarkî Karahisar gibi bazı şehirler Osmanlı Türklerinin eline geçti. Türkler açısından toprak kazancı fazla olmasa da Anadolu Bölgesinde Osmanlı Türkleri hakim oldu. Her ne kadar çok toprak kaybetmiş olmasa da Akkoyunlu Türk Devleti itibar kaybına uğradı. Türk hükümdar Uzun Hasan’ın büyük Türk imparatorluğu kurma ve cihangirlik iddiası sona erdi. Türk hükümdarı bu savaştan sonra özgüvenini kaybetmiştir ve bundan mütevellit oğlu Mehmed isyan etmiştir. Sonraki zamanlarda oğlunun başı kesilerek Uzun Hasan’a yollanır. Bu savaşta birçok Türkmen şehit düşmüştür ve Venedik Akkoyunlu Türklerin mağlup olması sonucu Osmanlı Türklerine karşı tek başına kalmıştır. Bu durum sebebiyle Akkoyunlu Türk Devletiyle bir anlaşma daha yapıp Osmanlıların karşısına çıkmak ister. Bu anlaşma yapılır ancak Türk hükümdar Fatih, Uzun Hasan’ın durgunluğunu gördüğünden rakiplerini tek tek saf dışı bırakır. Uzun Hasan’ın ölümünde kısa bir süre sonra bu Türk devleti ortadan kalktı.
ÇALDIRAN MEYDAN MUHAREBESİ
Türk hükümdar Yavuz Sultan Selim ile Safevi Hükümdarı Şah 1. İsmail’e karşı 23 Ağustos 1514’te büyük Türk zaferini meydana getirir. Türklerin ünlü savaşı İran sınırları içerisinde olan Çaldıran Ovası’nda yapıldı. Savaş Osmanlı Türklerinin kesin zaferiyle sonuçlanmış ve Türk hükümdar askeri dehasını konuşturmuştur. Bu savaşın neticesinde Bâtınî-Şiî Safevi Devleti’nin Anadolu üzerindeki hakimiyet emelleri Türkler ve Türk askerler tarafından bertaraf edilmiştir. Yani Türklerin bu savaşı da yine Anadolu uğrunda olmuştur. Bu da bize Anadolu’nun Türkler için ne denli kıymetli olduğunu gösteriyor. Bu savaşla Türkler için Anadolu’nun güvenliği temin edildi. Zira Çaldıran Savaşı’nın kaybedilmesi durumunda Osmanlı Türklerinin arasında yaşayan Alevi Türkmenlerin Safevi Devletine biat etmesi söz konusu olacak, Osmanlı Türk Devletinin hâkimiyetine gölge düşecekti. Türkleri zayıflatacak hatta belki de Türklerin yıkılmasına sebep olacaktı. Çaldıran Savaşı’nın kazanılması ile Erzincan, Bayburt ve Kemah Kalesi Türklerin hâkimiyeti altına girdi. Çaldıran Savaşı’nın tezahürür olarak ortaya çıkan Turna Dağ zaferi ile de Türkler, Dulkadiroğulları Beyliğine son verdi ve Türklerin tebaası haline getirildi. Böylelikle Diyarbakır, Mardin ve Bitlis Türklere ait oldu. Dulkadiroğulları eski Türkçe’de “güçlü” anlamına gelir ama görüyoruz ki güçleri Osmanlı Türklerini yenmeye yetmemiştir.
Türk hükümdar Yavuz, Şah İsmail’in üzerine yürürken Alâüddevle Bey’i yardıma çağırdı. Esasen Türk hükümdar Dulkadiroğulları’nın başındaki Alâüddevle Bey öncesinde de Türklerin birçok yardım talebini geri çevirmiştir. Türklerin arasını Memlüklerle bozmuş ve Türkleri yaklaşık 6 yıl boyunca savaşmak zorunda kalmıştır. Osmanlı Türkleri yardım istemesine rağmen hep bir bahane bulmuştur. Şah İsmail konusunda da yardım etmediği gibi Türklere zorluk çıkarmıştır. Bunun üzerine Çaldıran Savaşı’nın ardından Türk hükümdar Yavuz, Alâüddevle Bey’in üzerine yürüdü. Alâüddevle Bey Türk hükümdarı ve Türk askerleri tarafından yenilgiye uğratıldı ve öldürüldü. Daha sonrasında Dulkadiroğulları’nın başına geçen Ali Bey, Türk hükümdara büyük saygı duymuş ve Diyarbakır’ın fethinde Türklere yardımcı olmuştur. Dulkadiroğulları’nın Osmanlı Türklerine katılmasından Memlükler rahatsız olmuştur. Ama bu rahatsızlık Türk askerler tarafından bertaraf edilmiştir. Dulkadiroğulları’nın merkezi de Türkiye’deki Maraş olmuştur. Tekrardan Çaldıran Muharebesi’ne gelirsek de dediğimiz gibi Türkleri mağlup ederek bir Şii imparatorluğu kurmak istemiştir. Osmanlı Türklerinin arasına gönderdiği adamlarla insanları kendi mezhebine çekmeye çalışmış ve Türkleri tahrik etmeye çalışmıştır. Böylece Osmanlı Türkleri dışarıdan değil bizzat içeriden yıkılacaktır. Anadolu ve Rumeli’de yaşayan Alevi Türkleri Osmanlı Türklerine karşı saldırıya geçmesi için teşvik etmiştir. Bu teşvikten münbais bazı Türkmenler Osmanlı Türklerini terk edip Şah İsmail’e katılmışlardır. Şimdi Türkler kaybedilen asker gücüyle zor duruma düşmüştür.

ORDUNUN EFSANEVİ SAVAŞ TAKTİĞİ
Dünyanın bir padişaha yeter kadar büyük olmadığını söyleyen Türk hükümdar Yavuz, önce Şah İsmail’i ve akabinden Memlükleri de mağlup ederek hilafeti ihraz edip Türklere büyük bir zafer bahşetmiştir. Türk hükümdar Yavuz, Şah İsmail’in aksine Sünni Türk imparatorluğu kurmak ister. 23 Ağustos sabahında Türk ordusu ve Safevi ordusu yan yana gelir. Bu savaşın tarihini belirleyen de Türk topçular olmuştur. Türk topçuları İran ordusuna büyük kayıplar verdirmişlerdir. Türklerin bu saldırısı karşısında birçok komutan hayatını kaybetmiştir. Ordunun bu sol tarafı Türklere mağlup olunca Şah İsmail’in komuta ettiği sağ tarafa yönelmişlerdir. Maalesef Türk ordusundaki bir karışıklık yüzünden Türk topçular vaktinde ateş açamamış ve Şah İsmail’in saldırısı başarılı olmuştur. Bu saldırılar sonucunda Osmanlı Türklerinin sol tarafı çökmüştür. Galibiyete doğru gittiğini gören Şah İsmail doğrudan Türk hükümdar Yavuz’u hedef almıştır ve Türk hükümdarı koruyan yeniçerilerin olduğu merkez kısma hücum etmiştir. Türk hükümdarı himaye eden Yeniçeriler bunu farkedince ellerindeki tüfeklerle İran askerlerine ateş açmışlar ve İran ordusunun saldırısı Türk yeniçeriler tarafından bertaraf edilmiştir. Yeniçerilerin bu desteği savaşın kaderini Türkler lehine çevirmiştir. İran askerleri Türkler karşısında geri çekilmiştir.
Osmanlı Türkleri İran ordusunu adeta bir çember içine alır. İran askerlerinin çoğu Türkler tarafından öldürülür ve bazı Türk askerler de esir alır. Türklerin çemberi tamamen kapanmadan Şah İsmail elinde kalan birkaç kuvvetiyle kaçmaya çalışır. Esasen Şah İsmail’i Türklerden kurtaran şahın kendisi olduğunu haykıran Mirza’dır. Şah İsmail’e çok benzediği için Türkler onu hedef alır ve Mirza kendini feda eder. Birisi de Şah uğruna atını verir ve Şah İsmail Türk ordusundan kaçar ancak atı veren asker Türkler tarafından öldürülür. Şah İsmail Türklerden sonra eşini bile terk eder. Türklerden aldığı mağlubiyet neticesinde ortalarda bir daha görülmemiştir. Osmanlı Türklerinin bu zaferinin diğer bir adı tarihte “Sûfı-Kıran” olarak yer almıştır. Daha sonrasında Türk hükümdar Yavuz Tebriz’deki bir camide kendi adına hutbe okutur ve Türklerle beraber sünnilik resmen galip olur. İşte Türkler için böylesine önemli bir komutandır Yavuz. Türklerin refahı için kimi zaman zulüm ettiğini ömrünün sonlarında belirtir. Türk devletinin yüzölçümünü yaklaşık 4 milyon km genişletmiştir. Bu savaş sayesinde Osmanlı Türkleri Azerbaycan’a da yerleşebilmişlerdir. Türk devleti bu savaş sayesinde itibarını arttırmıştır.
MERCİDABIK SAVAŞI (24 AĞUSTOS)
Türklerin bir diğer zaferine gekdik. Türkler Mercidabık Savaş’ı sonrasında Suriye vilayetini Türk Devleti’ne kattı. Sünni zevata sahip bulunan şehirler Türk hükümdar Yavuz’a ve Türklere biat ettiklerini bildirdiler. Türklere biat eden Suriye’de güç kullanılmaksızın hakimiyet sağlanmıştı. Bazı sünni olmayan vilayetlerde bilahire Türkler güç kullandı. Türkler için dini ve iktisadi anlamda fevkalade faydalar sağlayan Mercidabık Savaşı’nın öncesinde Anadolu ve Balkanlar’ın hakimi olan Türkler, Mercidabık Savaşı sonrasında Orta Doğu Bölgesi ve sonraki yıllarda ise Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası Türklerin eline geçti. Türkler, Mercidabık Savaşı sonrası devletlerini cihan devleti olma yolundaki hatvelerini hızlandırdı ve Akdeniz’in Türk Gölü haline geldiği sürecin mümessili oldu. Artık alem-i İslam, Türklerin başarıları ile iftihar ediyor ve Akdeniz’den geçen gemiler Türklere vergi vermek zorunda kalıyor, Asya-Avrupa meyanındaki bütün ticaret bağlantıları Türklerin ve Türk hükümdarın otorutesinde sürüyordu. Bu gelişmelerin Türkler için en mühim olan ise hilafetin Türklere geçmesidir. Yani hilafet Mercidabık savaşıyla Türklere devredilmiştir. Önceleri Memlüklerde bulunan halifelik, Arap halife Mütevekkil’in ahlaksız sefih yaşantısı ve Türklere karşı hırsızlık olayları sebebiyle kendisine duyulan saygı kaybolmuş ve daha sonraları Türk hükümdar Yavuz bu makama sahip çıkmıştır.

Türkler için bu derece önemli olan bu savaşın nasıl tahakkuk ettiği de Türk tarihi için mühimdir. Türkler için dönüm noktası olan savaşın Hz. Dâvûd’un yaşadığı düşünülen Dabık çölünde yapıldığı kabul edilir. Burası Suriye ordularının merkezi olmuştur. Lâkin asıl ününü Türklerin yapacağı savaşla ve Türklerin başarılarıyla kazanacaktır. Esasen savaşın başlangıcında Türk hükümdarın böyle bir amacı yoktur. Türk bir paşa sınırı geçmek için Memlüklerden izin istemiş fakat Türk paşaya izin verilmemiş ve üstüne Kansu Gavri 45 bin kişilik orduyla Türklerle savaş için Halep yakınlarına gelmiştir. Bunlar Türklerin savaşı başlatma sebebi sayılır. Türk hükümdar Yavuz düşman taraftan bazı önemli kişileri kendi tarafına çekmeyi başarır. Esasen Türklerle savaşmadan önce Memlükler içeriden de parçalanmaya başlamıştı ve Türk hükümdara yöneticilerinden rahatsız olduklarını belirten mektuplar gönderdiler. Hem Türklerin hem de Memlüklerin ordu sayısı birbirine yakındır. Bu bakımdan bu savaşta Türklerin zaferini etkileyen bir diğer şey de taktik olmuştur. Türkler ve Memlüklerin ordu sayısı hemen hemen 80 bin civarıdır.
Türklerle savaşları esnasında Sultan’ın askerlere ve komutanların da Sultan’a karşı bariz bir güvensizliği göze çarpıyordu. Bunun aksine Türk ordusu hükümdarlarına gayet güveniyorlardı. Osmanlı Türklerinde savaşa topçu birlikler başladı ve karşı taraf da süvarileri ile saldırıya geçti. Memlükler süvariler konusunda Türklerden daha meşhur bir devlettir. Karşı taraf yaklaşık altı saat içinde Türkler tarafından bertaraf edildi. Memlük Sultan’ı savaşta Türk askerler tarafından öldürüldü. Bu gibi hadiseler savaşı Türklerin lehine çevirdi. Türk hükümdar Yavuz için bu vilayetleri elde etmek kolay oldu çünkü zaten hepsi ehl-i sünnetti. Birçoğu da Osmanlı Türklerinin idaresini zaten tercih ediyordu. Bu savaş sayesinde Anadolu’daki Türk beraberliğinin kuvvetlendiğini görüyoruz. Türklerin bu zaferi 500 yıl önce olmuş olsa da unutulmamalıdır ki “bugün dünlerin toplamıdır”. Bir Türk olarak Türklerin zaferlerini her zaman yâd etmek görevimizdir.
MOHAÇ SAVAŞI (29 AĞUSTOS 1526)
Türk Kanuni Sultan Süleyman ile Macarlar arasında gerçekleşmiş savaştır. Macar Devleti Türkleri Almanların verdiği destekle sürekli rahatsız etmektedir. Bu duruma bir son vermek için Osmanlı Türkleri Macaristan üzerine sefere çıkar. Türklerin savaşmasını etkileyen diğer faktör de Macaristan’ı destekleyen Almanların Fransız Kralı Fransuva’yı esir almalıdır. Fransuva’nın annesi Türklerden yardım ister ve Türk hükümdar Macarlara bir ders vermek niyetindedir. Böylece Türk hükümdar Macar meselesini çözecek ve Türk askerleriyle Avrupa’ya gözdağı vermiş olacaktır. Türklerin bu savaşı bazı tarihçilere göre yapılmış en kısa savaştır ve Türkler büyük bir zafere imza atmıştır. İki saat içinde Macaristan ordusu, Türk askerler tarafından sahneden silindi. Türklerin bertaraf etmesinden sonra Macaristan diye bir devlet kalmamıştır. Türklerin ise bu savaşta verdiği kayıp çok azdır. Muharebenin seyrini Türk topçular belirlemiştir. Esasen toplar Türkler için birçok savaşta yardımcı olmuştur. Diğer bahsi geçen savaşların birçoğunu da Türk askerler Türk topçular sayesinde kazanmıştır.

Savaş sürecinde Türk hükümdarı katletmeye ant içmiş 25 veyahut 30 civarındaki Macar şövalyesi de Türk askerle bertaraf edilmiştir. Bazı tarihçiler Türk hükümdara karşı en azından bunu denemeye cürret etmiş olmaları bile takdir edilebilir der. Türk hükümdar ise bu şövalyeleri askerlerinin koruması altında değil bizatihi kendisi kılıcını çekerek savaşmıştır. Bu da Türk hükümdarının serbazlığının ve kabiliyetinin nişânı olmuştur. Şimdi de Türk askerlerin muharebesini konuşmak gerekir. Böylece Türk hükümdarın başarısını anlayabiliriz. Mohaç Muharebesi’nde Türk askerler sayıca fazladır. Bunun yanı sıra Türk askerlerinin süvari birlikleri hafiftir fakat bilakis Macar askerlerinin asıl kuvveti Türklerin aksine ağır süvarilerden oluşmaktadır. Türk askerler Türk topçular ve Türk süvari birlikleri ile Macarları tabiri caizse savaş meydanından süpürmüştür. Macarların asıl kuvvetinin Türk topçuları tarafından bertaraf edilmesi Türk ordusunu karşı koyulamaz yapmıştır. Savaşın oluşmasında etkili olan bir faktör de Macaristan’ın Türklerin aleyhinde girdiği diplomatik ilişkilerdir. Türk hükümdar ve Türk elçiler önce anlaşmaya çalışmışlar fakat bunun faydası olmayınca tek yol savaş olmuştur.
Mohaç Savaşı’nın öncesinde kilisenin mümessili olan Macarlar ile Türkler arasında birçok muharebe olmuş ve hepsinde Türkler galip gelmiştir. Türkler, Macarların çok önem verdiği Belgrad’ı ele geçirmiştir. Bu da Türklerden Macarlara karşı büyük bir sadme olmuştur. Bu hadise Macarlar ve Türkler arasındaki savaşı daha da teşdid etti. Macar askerlerinin destek olarak gördüğü bir Bey, kralı pek sevmediğinden Türklere karşı savaşmaktan vazgeçti. Türk akıncılarla birlikte Türk hükümdar Macarların yardım alma yollarını kesiyordu. Macarlar ağır süvari birlikleriden oluştuğu için onların karşılarına çıkıp bizzat yapılacak bir muharebe Türkler için mantıksız göründü. Bunun yerine Türk askerler yandan saldıracak ve kitleleri bölecekti. Zaten ağır süvarilerden oluşan askerlerin manevra kabiliyetinin zayıf olduğunu Türk askerler biliyordu. Macarlar Türklerin merkezine doğru gidince askerler doğu ve batı mevkilerine çekilip ağır süvari birlikleri karşılarındaki toplarlar baş başa bırakacaklardı. Böylece Macarlar daha ne olduğunu anlamadan Türk topçulara açık hedef olacaktı. Savaşın sonunda Türkler Macarların topraklarını büyük miktarda almıştır.
TÜRKLERİN KIBRIS’I FETHİ (1 AĞUSTOS)
Türklerin ağustos ayında kazandığı çeşitli zaferlerden bahsettik. Türklerin tüm bu zaferleri ağustos ayının bazı günlerinde tevellüd etmiştir. Fakat ağustos ayının ilk gününde, ayın başlangıcı da Türkler için zafer verici olmuştur. Türklerin Kıbrıs’ı fethetmesi dini açıdan da büyük bir zafer olmuştur. Türklerin Kıbrıs’ı fethi yaklaşık 500 yıl öncesine dayanır. Fakat her olay başlangıcından çok önce başlar. Türklerden önce Kıbrıs’ın fethi hadisesi de Hazreti Osman zamanlarına dayanmaktadır. Hz. Peygamber’in Ümmü Haram ile konuşması ve akabinden meydana gelen olaylar zinciri Kıbrıs’ı Müslümanlar için mühim bir vilayet haline getirir. Hala Sultan Kıbrıs’a büyük bir saygı ve ün bahşetmiştir. Hz. Muhammed, akrabası olan Hala Sultan denilen Ümmü Haram’ın evine gitmiş ve orada bir süreliğine uyuyarak istirahat etmiştir. Ardından Hz. Muhammed gülerek uyanır. Sebebini merak eden Ümmü Haram kendisine seslenerek neden güldüğünü sorar ve isticvab eder. Peygamber Efendimiz, ümmetinden bir kısma büyük gemilere binip kâfirlere gaza etmeye gittiklerini gördüğünü söyler. Ümmü Haram da kendisini de onlardan eylemesi için dua etmesini ister.

Türklerin Kıbrıs’ı fethetmesinden önceki duruma da bakalım. Kıbrıs, Venedikliler’in elindeydi ve böylece Türklere karşı deniz yollarının hakimiydiler. Türklerin karşısında İspanya Krallığı ve Papalık Devleti gibi gibi 6 ayrı taraf daha vardır. Türkler ise savaşta tek taraftır. Bu savaş öyle etkili olmuştur ki artık Türkler yenilse bile bu hiç de kayıp gibi gözükmemektedir ve Venedikliler, Türklerle barış yapmıştır. Kıbrıs’ta ağır vergiler altında ezilen halk Türklerden yardım istiyordu. Venedik Devleti, Türklerin Kıbrıs’a olan ilgisinin farkındaydı bu sebeple Türklerin yüzüne karşı iyi görünüyordu. Çünkü Türklerin Kıbrıs’ı fethedebilecek güçte olduklarını biliyordu. Ama bir yandan da Türklerin aleyhine iş çevirmekteydi. Venedikliler en büyük gelirlerini korsanlıktan kazanırken Türk hükümdara ve Türklere gönderilen hediyeleri de çalmışlardı. Ayrıca Hala Sultan’ın türbesini de himaye etmek isteyen Türkler için bu gaspçı hareketleri durdurmaktan başka çare yoktu. Türkler elbette ki taktik bakımından da yetenekliydi. Bu yüzden Türkler savaşta sorun çıkmaması için diğer bazı devletlerle barış yapmıştı. Böylece Türklere mağlup olan Venediklilere yardım gelmeyecekti. Şimdi Türkler ve Venedikliler baş başadır.
Türklere saldıran korsanların Venedik’te bulunduğunu ve eğer Kıbrıs Türklere teslim olmazsa bunun dostluğa aykırı olduğuna dair Türkler bir uyarı verdi. Fakat Venedikliler Kıbrıs’ı Türklere vermek istemedi. Türkler vilayetleri tek tek ele geçiriyordu. Papalık ve ittifak edilen diğer devletlere rağmen Türkler durdurulamadı. Venedikliler bir yandan da Türklerle barış yapmaya çalışıyordu. Türklerin karşısında boyun eğmek artık zorunluluk haline gelmiştir. Kale komutanı Türklere teslim olur ve Türkler Kıbrıs’ı resmen fethetmiştir. Daha sonradan kalenin komutanının Türk halkına ve Türk askerlere yaptığı işkenceden dolayı öldürülmesi uygun görülür. Komutanla birlikte Türkler beraberindekileri öldürür. Kıbrıs’ın fethi Türklere birçok faydalar sağlamıştır. Kıbrıs Türkler için Akdeniz’de mühim bir konumdadır. Kıbrıs Türklere birçok ekonomik faaliyette destek olmuştur. Ayrıca Kıbrıs Türkler için Akdeniz ticareti bakımından da önemli olmuştur. Böylece Türkler Akdeniz ticaretinde hakim konuma gelmiştir. İşte Türklerin şanlı zaferleriyle örtülü bir aydır ağustos. Ne kadar övülse azdır, ne kadar anlatılsa yetersiz bir aydır ağustos.

Bir yanıt yazın