İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin hayatı, kitapları ve görüşleri

Said Nursi ve Geylani: Zamanın Alimi

Bediüzzaman Said Nursi 1877 yılında dünyaya gelmiş İslam felsefecisidir. Aslen Kürt asıllı olan Said Nursi inanılmaz zekası ve bilgisiyle karşımıza çıkmaktadır. İlme olan merakını Said Nursi daha çocukken belli etmiş ve ayın tutulmasından çok etkilenmiştir. Geylani’yi ve Hz. Ali’yi hocası olarak gören Said Nursi bu kişilerin hayatı boyunca kendisine yardımı oldukları söyler. Said Nursi’nin zorlu hayatına, sözlerine ve İslamiyet’e yaptığı katkılara birlikte değineceğiz.

EVLİYALARIN PİRİ ABDULKADİR GEYLANİ

Said Nursi’nin hocam dediği Abdulkadir Geylani evliyaların piri olarak anılan bir alimdir. Tarihteki tüm mistiklerin en büyüğü Geylani’dir. Said Nursi, İbni Teymiye gibi büyük alimlerin hayran olduğu, hakkında İstanbul’un Fethi kadar fazla rivayet olan hayatını teferruatına kadar bildiğimiz çok önemli bir ilim insanıdır Geylani. Said Nursi’nin hocası Geylani’nin ilmi seviyesi o kadar yüksektir ki kendi dönemindeki Hristiyanlar ve Yahudiler “İslam’a inanmıyoruz ama Abdulkadir Geylani’ye inanıyoruz” demişlerdir. Sadece bu tarihi kayıttan bile Geylani’nin ne denli büyük bir alim olduğu sarihtir. Said Nursi’nin hocası Geylani’nin bizzat anlattığı bir hadiseyi paylaşmak önemlidir. Geylani bir gün keşfe çıktığını söyler. Keşif, gerek Geylani’nin gerek Said Nursi’nin gerekse de evliyaların sık yaşadığı bir durumdur Geylani kendisine melek benzeri bir varlık geldiğini ve eğer bir şey isteseydin en büyük temennim ne olur diye sorduğunu söyler. Geylani’nin cevabı muhteşemdir: “Hayatı olmayan ölüm ve ölümü olmayan hayatı isterim.”

Geylani bu dönemde 19-20 yaşlarında ve o yaşlarda da alim. Ölüm ve hayatın üstünde olmak ister Geylani ve 23-24 yaşlarında toplumdan çok sıkılır. Herkes kendisini tanır, saygı duyar o dönemde fakat insanların cehaletinden sıkılıyor. Geylani bu yaşta heybesini alıp her şeyi bırakıp gider. Dağa taşa, insansız bir yere gider ve 25-30 yıl orada kalır. Gününü ölmeyecek kadar ot yiyerek geçiriyor ve geri kalanında da düşünüyor. Tamamlandığını düşündüğü zaman ise dönüyor. Yine Said Nursi’de ve Geylani’de bir insan tamamlanırsa ya ölür, eriyip gider ya da halkı uyandırmak ister. Bazı alimler ilkini bazıları ikincisini tercih eder ki Said Nursi ve Geylani toplumu uyandırmayı seçmişlerdir. Said Nursi’de de geylani gibi dehşet zekası vardır. Öyle ki, Said Nursi’nin hocaları onun talebesi olmuş. Tıpkı Geylani gibi Said Nursi de genç yaşlarında alimken cahil insanlarla bir arada olduğu için sıkılır. Hatta ileride kendisini birinci Said Nursi ve ikinci Said Nursi olarak ayıracaktır.

Gavs-ı azam yani evliyaların piri olarak anılan Said Nursi'nin hocası Abdulkadir Geylani'nin hayatı

Said Nursi’nin Zorlu Yaşamı

Said Nursi’nin zekasını anlamak adına şöyle bir anekdot paylaşalım: Said Nursi daha 22 yaşında 90 cilt kitabı ezberlemiş bir alimdir. Daha sonraları hocası Said Nursi’ye bediüzzaman ismini takar. Sanılanın aksine Said Nursi bu ismi kendisi vermemiştir çünkü bunu kibir olarak görür. Hocası bir dersi yapacağı vakit Said Nursi’ye kitabı okuyup okumadığını soruyor Said Nursi ise okumakla kalmamış üstelik kitabı ezberlemiştir de. Said Nursi Geylani ile sürekli görüştüğünü ve ne istese yaptığını söyler hatta kendisini haber verdiğini de söyler. Geylani’nin anne baba tarafı peygamber soyundan gelmektedir. Said Nursi hakkında bir diğer anekdot da onun 1 hafta içinde kalın 2 cilt kitabı ezberlemesidir. Said Nursi Şam-Emevi camisinde 10 bin kişiye hutbe verdiğinde diğer alimler rahatsız olur bundan. Çünkü Said Nursi’nin bu genç yaşta bu kadar bilgili olmasını kıskanırlar. Ayrıca kendilerinin saygınlıklarını zedeleyeceğini düşünürler.

Said Nursi’nin hayatında açık mucizeler/kerametler vardır ve Said Nursi’nin Hayatının üçte birinden fazlası hapiste geçmiştir. Said Nursi’nin Atatürk’le de kapışmaları olmuştur hatta Atatürk için Deccal der. “Türkler için değil bir Said Nursi bin Said Nursi feda olsun” demiştir bir sözünde. Rus harbinde esir düşer ve Said Nursi’ye son isteği sorulduğunda iki rekat namaz kılmak istediğini söyler. Esir alınan herkes öldürülmüş olmakla birlikte sadece Said Nursi sağ çıkabilmiştir ki bunu Geylani’nin yardımıyla mümkün olduğunu söyler. Çar Said Nursi’yi serbest bırakır ve Türkiye’ye yürüyerek döner. Said Nursi tasavvufla da ilgilenmiş ama tarikat falan bunları atmak gerektiğini devrin dini kurtarma devri olduğunu söylüyor. Çanakkale Savaşı ikinci Said Nursi’yi yaratan şeydir. Uluslararası ilim yapacağını ve düşmana karşı Kuran’ın değerini göstereceğini söyler Said Nursi. Bu konuda Said Nursi’nin gerçekten de haklılık payı vardır çünkü o dönemde bir İngiliz general şöyle der. “Türkler’i yenmek için medeniyetlerini yok etmemiz gerek”. Said Nursi de bunu engellemek istiyor çünkü inanan birisiyle savaşılamaz.

İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin Barla sürgününde ikamet ettiği ev
Said Nursi’nin Barla’daki evi

Rus Harbi ve Sonrasında Yaşananlar

Said Nursi Anzaklar için fesat komitesi der. Hem fenni ilimler hem de dini ilimlerin bir arada okutulduğu büyük bir üniversite hayalini kurar Said Nursi. Böylelikle ilim alanında savaşmak aruzu güder. Said Nursi için önemli olan Türkiye’li olmaktır. Said Nursi, Kürt olmasına rağmen Türkiye için savaşır. Said Nursi 1911’de gemiyle Beyrut’tan İstanbul’a dönüyor ve bu Sultan Reşad’a iletilir. Bu sebeple Said Nursi farklı yoldan gider. 1912 yılında padişah Said Nursi’yle anlaşmak istiyor ve üniversite hayaline yardım etmek teklifinde bulunuyor. Üniversite doğu ile birleştirileceği için Said Nursi Van’a gidiyor yer bakmak için. Fakat 2 sene geçmesine rağmen Said Nursi düzgün bir yer bulamaz. Said Nursi’nin 1914’teki rüyasında Ağrı Dağı paramparça olur ve dünyanın her yerine dağılır. Daha sonrasında Osmanlı 30 Ekim’de dünya savaşına katılıyor. Said Nursi, üniversite hayalini bir kenara bırakıp bütün talebelerini toplayıp cepheye gider Ruslarla savaşmaya. Said Nursi için “bir elinde silah diğer elinde kalem” derlerdi.

Said Nursi 2-3 sene Rusların esaretinde kalır ve sonra firar eder çar sayesinde. 1 yıl boyunca yürüyerek İstanbul’a varır. Said Nursi o yollar arasında bu kadar kargaşa varken ben ölmediysem Abdulkadir Geylani sayesinde oldu der. Enver Paşa, Said Nursi’nin kurtulduğuna mutlu olur, öyle ki, Darul Hikme’nin başına Said Nursi’yi atarlar. Böylelikle Said Nursi herkesin ilgi odağı haline gelir. Hatta TBMM daha sonraları Said Nursi’yi davet eder akıl danışmak için. Said Nursi kendi ifadesiyle burası dalkavukların, çıkarcıların bulunduğu bir yermiş diyor ve tekrar doğuya dönüyor ve Erek Dağı’na çekilir. Şeyh Said, 1925 yılında Said Nursi’ye Türkiye’ye karşı hareket etmesi ve onlara katılması için mektup yazıyor. Said Nursi açıkça bu teklifi reddediyor ve bunu kardeşi kardeşe kırdırmak olarak anlatıyor. Said Nursi bu teklifi reddetmesine ve devlet Said Nursi’nin bu durumunu bilmesine rağmen ne olur ne olmaz diye Said Nursi’yi sürerler. En son Barla’ya sürülür ki risalelerin çoğunu sürgün zamanında yazar Said Nursi.

Şeyh Said'in Said Nursi'ye yazdığı mektup ve aralarındaki bağlantı
Şeyh Said ve Said Nursi

Chp komiteleri Said Nursi’nin risalelerini laikliğe tehdit olarak görür. Her yazdığı şeye ceza verilir. Bu sırada Said Nursi’nin talebeleri de giderek çoğalıyor. Said Nursi’nin 400 yakın talebesi vardır o dönem. Said Nursi sadece dini ilimleri öğrenmez örneğin kimya ilmini 3 ayda öğrenir ve bilgisiyle o dönemin en iyi kimyacısını bilgisiyle yenecek düzeye çıkar. Fizik, astronomi, coğrafya, matematik gibi konuları da öğrenmiştir Said Nursi. Hatta Said Nursi’nin matematikle ilgili bir kitabı da vardır fakat maalesef yangında yanmıştır. İsmailağa için de çok önemli bir adam olan Ali Haydar Efendi herkesin Said Nursi hakkında konuştuğunu görünce kendi karşısına gelmesini ve Said Nursi’yi test etmek istediğini söyler. Daha sonrasında Ali Haydar Efendi hayatında Said Nursi’den daha zeki birisini görmediğini söyler. Sultan Mehmet 1918 yılında Said Nursi’ye mahreç unvanı veriyor. Bu ünvan ondan daha iyi alim olmadığı anlamına gelir o dönemde.

Vatan Sevgisi ve Türkler İçin Yaptıkları

Said Nursi çok meraklı birisidir daha çocukluğunda ay tutulması çok ilgisini çekiyor ve araştırıyor. Ben bu ülke için dünyamı da feda ettim, ahiretimi de feda ettim demiştir Said Nursi. 80 küsür senelik bütün hayatımda dünya zevki namına hiçbir şey hatırlamıyorum demiştir. Said Nursi bütün hayatının hapislerde, meydanlarda geçtiğini ve birçok kez zehirlendiğini söyler. Türlü türlü hakaretler yediğini hatta bazen öyle hissederdim ki diyor Said Nursi, hayattan bin defa ölümü tercih ederdim diyor. Gözünde ne cennet isteğinin ne de cehennem korkusunun olduğunu söyler. 25 milyon Türk için bir Said Nursi değil bin Said Nursi feda olsun demiştir. Eğer bu Kuran sahipsiz kalacaksa cenneti de istemediğini, orasının bir zindan olduğunu ifade eder. Said Nursi, bu Türk milleti imanını koruyacaksa cehennemi tercih ederim diyor. Said Nursi kendi fıtratının böyle olduğunu söylüyor. Ezilen bir masum görsem karşımda kim olsa sessiz kalamam diyor. Zaten Said Nursi vicdan sayesinde hayatta kalabilmiş birisidir. Rus kumandanın vicdanı devreye girmeseydi Said Nursi çoktan şehitler zümresine katılmış olurdu demiştir kendi ifadesiyle.

31 Mart hadisesinde ittihatçılara çok destek vermiştir Said Nursi. Konuşmasıyla 8 tabur askeri savaşmaktan vazgeçirmiştir. Said Nursi Hutuvat-ı Sitte adlı eserinde halkı meydana davet etmiş ve boyun eğmemelerini söylemiştir. Yine Yeşilay’ın kurucularından birisi Said Nursi’dir. Anzaklar İstanbul’da bedava içki dağıtırken uyuşmayın diye Said Nursi Yeşilay’ı kurmuştur. Said Nursi bütün Kuran-ı Kerim’i 15 günde ezberlemiştir. Bunun yanı sıra, Said Nursi, Geylani’nin kendisine bin defadan fazla yardım ettiğini söyler. Said Nursi, Geylani’den şahs-ı manevi üstadım olarak bahseder. Geylani’yi Hızır makamı olarak kabul eder. Bu şu demektir: Kimse yok olmaz ama bazıları Hayy sıfatından pay almaya sürekli devam eder. Said Nursi bir şey istediği zaman sürekli Gavs’ı çağırır. Said Nursi’nin talebeleri önce Hz. Muhammed’e ardından Geylani’ye selam gönderirler.

Said Nursi’nin İlimdeki Derinliği

Said Nursi, Geylani hakkında şöyle bir hadiseyi paylaşır: Bir gün Geylani kendisine Miran Aşireti reisine gitmesini ve insanlara yaptığı zulümleri bırakmasını söylemesini ister. Reis Mustafa Paşa gelince herkes ayağa kalkar fakat Said Nursi kalkmaz. Reis bu kişinin kim olduğunu ve neden ayağa kalkmadığını sorar. Orada herkes bunun meşhur Molla Said Nursi olduğunu söyler. Said Nursi seni yola getirmeye geldim diyor kendisine. Eğer zulmü bırakmazsa kendisini öldüreceğini söyler. Said Nursi’nin belindeki eski püskü kılıca atıf yaparak “beni bu pis kılıçla mı öldüreceksin?” der. Said Nursi “kılıç kesmez, el keser” demiştir. Mustafa Paşa alim olduğu için bu şekilde konuşmanın doğru olmayacağını söyler. Cizre’de kendisinin birçok alimi olduğunu ve onlarla ilmi münakaşa yapmasını ister Said Nursi’den. Said Nursi eğer onları yenerse kendisinin yolundan gideceğini ama herhangi birine yenilirse Said Nursi’yi Fırat Nehri’ne atacağını söyler. Said Nursi “beni nehire atmak senin ne haddine” cevabını vermiş fakat münazarıya da kabul etmiş. Eğer münazarayı kazanırsa mavzer tüfeğinin kendisine verilmesini ister. Said Nursi eğer zulmü bırakmazsa da kendi tüfeğiyle onu öldüreceğini söyler. Said Nursi ve Mustafa Paşa birlikte Cizre’ye giderler ve yol boyunca gerginlikten hiç konuşmazlar.

Said Nursi'nin kaleme aldığı eserler, kitaplar ve risaleler

Bir hana girdiklerini ve yol boyunca çok yorulmuş olduğundan uyuya kaldığını söyler Said Nursi. Uyandığında ise karşısında kitaplarla bekleyen bir sürü alim olduğunu söyler. Uyku sersemi olduğu için kendisine çay getirirler. Said Nursi yanındaki alimlerin bazılarının da sersemlikten çayını içtiğini anlatır. Said Nursi, isterseniz başlayalım, fakat kendime verdiğim bir sözüm var ki ben hiç kimseye soru sormam yalnızca cevap veririm der. İstediği her şeyi sorabileceklerini söyler Said Nursi. Said Nursi’ye sorulan soruların çoğu dinin içinden sorulardır bazıları da felsefidir. 38 soru sorarlar ve Said Nursi hepsine doğru cevap vermiş fakat bir tanesine yanlış cevap vermiş. Ama bu yanlışa da herhalde doğru söylemiştir diye alimler Said Nursi’ye itiraz etmemişler. Ardından Said Nursi alimlerin peşinden gidip yanlış söylediğini ifade etmiş ve kendini düzeltmiş. Mustafa Paşa, mavzer tüfeğini Said Nursi’ye verir, namaza başlar ve zulmü bırakır.

Sultan Abdülhamid, Said Nursi’yi zorla tımarhaneye atıyor. Said Nursi de Abdülhamid’ten nefret eder Mehmet Akif Ersoy gibi. Ezanı tekrar Arapça’ya çevirten kişi de Said Nursi’dir. Adnan Menderes aracılığıyla yaptırır bunu. Said Nursi bir dönem kendini kötü hisseder bir dönem depresyon gibi. Said Nursi, Geylani’ye ne yapayım diye sormuş ve Geylani ona hasta olduğunu ve tabip bulması gerektiğini söyler. Ben milleti iyileştirmeye çalışırken kendim hastalanmışım bir dönem der Said Nursi. Said Nursi, Geylani’nin kendisine tabip olmasını istemiş fakat Geylani onu aşağılamış. Said Nursi kendisinin gururunu kırdığını söyler Geylani’nin. “Gafil kafaya bir tokmak geldi” der. Bu gafilliğin sebebini gururunda görüyor. Gerçekten de Said Nursi çok gururlu birisidir. Said Nursi kendisini yenecek bir alim bulamadığını bu yüzden alim olarak ölümü seçtiğini söyler. Ölüm beni tedrisatından geçirdi der. Mezar taşında Sait’i gördüm der. Geylani’nin Said Nursi’ye birçok konuda yardımcı olduğunu görüyoruz. Hatta Abdulkadir Geylani Ahmet bin Hanbel’e de yardım etmiştir. Geylani Hanbeli olduğunu ilan ettiğinde Hanbeli mezhebi tavan yapmıştır. Geylani daha çocukken bile etrafında melek benzeri varlıklar olduğunu söyler. Sonrasında bir gün bir evliyanın bu gördüğü varlıklarla konuştuğunu görünce şaşırdığını anlatır. İşte Said Nursi ve Said Nursi’nin hocası Geylani hakkında söyleyeceklerimiz bunlar.


Yayımlandı

kategorisi

yazarı:

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir