Sihizm inancında önemli bir figür olan Guru Nanak 1469-1539 yıllarında yaşamış ve Talvandi kasabasında doğmuştur. Tüccar bir ailenin oğlu olan Nanak’ın iki oğlu olmuştur. Nanak, çocukluğundan beri hakikatlere ve dürüstlüğe büyük bir bağlılık göstermiştir. Nanak 30 yaşına geldiğinde kendisinin tanrıyla vahiy olarak tanımladığı bir deneyimi olmuştur. Bu zamandan sonra Nanak tanrının birliğini öğretmiş ve Sikh geleneğini şekillendirmiştir. Bu yazıda Nanak’ın öğretisine değineceğiz.
Nanak’ın Yaşamından Anekdotlar
Bir gün arkadaşı ile nehrin kenarında yıkanmaya gitmiş olan Nanak nehre girdikten sonra kaybolur. Arkadaşı şehre Nanak’ın arkasında bıraktığı elbiselerle kötü haberlerle döner. Fakat üç gün sonra Nanak yeniden görülür ve ilk sözü “Hindu ve Müslüman ayrımı yoktur” şeklinde olur. Bu sözüyle Nanak tanrının müslüman ve hindu gibi kavramlarla sınırlandırılamayacağını ve O’nunla farklı şekillerde iletişim kurulabileceğini anlatır. Nanak’ın tanrının katına çıkarıldığı anlatılır. Ardından Nana amrit adı verilen nektarla dolu bir kadehi içtikten sonra tanrının ‘İlah’ ismini duyduğu anlatılır. Sonrasında Guru Nanak gençliğindeki katiplik işini bırakmış ve Hindistan hatta Ortadoğu yollarında tanrıyı anlatmaya başlamıştır. Nanak tanrıyı şiirsel ilahilerle över ve tanrının birliği, insanların eşitliği ve ritüellerin boşunalığını anlatırdı. Bir gün çok uzun bir yolculuğa çıkmış olan Nanak, Kabe’nin revaklarında uyuya kalır. Ayağını tanrının kutsal evine yönelterek uyuduğu için Nanak’ı azarlayıp uyandıran kişiye Nanak, “O zaman ayağımı tanrının olmadığı bir yöne çevir ki o yönde uyuyayım” cevabını verir.
Nanak daha sonrasında bir çiftçi oldu ve Kartarpur adı verilen bir Sih eğitim köyü kurdu. Hayatının son yirmi yılına Sih topluluğunu şekillendiremeye çalışarak geçirdi. Nanak, güvendiği talebelerine okulu miras olarak bırakır. 70 yaşında vefat eden Nanak’ın bedeninin ne yapılacağı tartışma konusu olur. Müslümanlar Nanak’ı gömmek isterken Hindular ise Nanak’ın cesedinin yakılmasını uygun görürler. Nanak ne bir Hindu ne de bir müslümandı. İki inanca da karşı çıkan Nanak mistik bir kişilik sergilemiş ve sufi olmak yolunda gitmiştir. Nanak, insanların tanımları ile sınırlandırılamayan ve belli bir kategoriye konulamayan tanrının yolunu takip etti. Aynı zamanda Guru Nanak Gurpurab olarak da bilinen Nanak, hem öğretmen anlamına gelen ‘Guru’ kelimesini hem de şenlik anlamına gelen ‘purab’ kelimesini kendinde taşır. Guru Nanak her zaman güleryüzlü olan azizlerden olmamıştır. Gerektiği zaman sert olmasını bilmiş ve ahlaka önem vermiştir. Nanak, insanın mal ve eşya biriktirmemesini çünkü bunlardan hiçbirini cennete götüremeyeceğini söylemiştir.

Nanak’ın Felsefesi ve Fikirleri
“İnsanlar, tanrının kendilerine vermiş olduğu potansiyeli ve serveti sadece kendileri için bir hazine olarak kullanırlarsa o ancak bir cesettir. Ama başkaları ile paylaşırsa o kutsal bir yiyecek haline gelir” Nanak bu dünyada her kime ne nimet verildiyse o kişinin verilen bu nimetten sorumlu olduğunu söyler. Çünkü kimse kendi öz başarısı nedeniyle değil tanrının ona veridiği lütufla mansur olur Nanak’a göre. Bu sebeple Nanak nasıl ki tanrının sürekli bir ihtiyaç halinde olan insana bitmek tükenmek bilmez nimetler sunduysa insanın da ihtiyacı olana koşması gerektiğini savunur. Veren kişiye her daim daha fazla verilecek ama vermeyenden elindeki de alınacaktır. Nanak bu yüzden insanın asıl nimet sunucuyu unutmaması gerektiğini ve kainat içerisinde çok küçük bir ayrıntıdan ibare olan insanın böbürlenmeye hakkı olmadığını savunur.
Hayatın Amacı ve Sevmenin Büyüklüğü
“Sevmiş olanlar tanrıyı bulmuş olanlardır” der Nanak. Öyle ki, insanlar birbirlerini severek en başta yaratılanları sevmiş olan yaratıcyı hatırlarlar Nanak’a göre. Çünkü tanrının sevgisi varlık alemine dağılmış ve insanların kalbinde çağlamaktadır. Bu sebeple Nanak sevginin insanı doğal olarak iyi olana yani yaratıcıya götürerek insanı olgunlaştırdığını savunur. Çünkü Nanak’a göre seven kişi ölse dahi sevgisi sayesinde sahip olduğu o duygu hep yaşayacaktır. Nanak bu duygunun da çağlar boyu başka insanlara sirayet edeceğini söyler. Bu yüzden insanlar hala “adalet”, “sevgi” gibi kavramlara sahiptirler. Bu sebepten dolayı Guru Nanak ve Nanak’ın takipçileri nefret içinde yaşayanların ölüm bulacağını söyler. Çünkü Nanak’a göre bu kişi ölümsüz duygulara karşı çıkıp kendi kendini öldürmüştür. Birçok kültür ve inançta ön planda olan sevginin Nanak’ta da önemli bir yerde olduğunu görürüz.

YARATICIYA İNANAN KENDİNE İNANIR!
Guru Nanak der ki “Kendisine inancı olmayanın tanrıya inancı olmaz”. Nanak’a göre her şeye kadir olan bir yaratıcıyı tanımış kimse artık dünya işlerinden ürküntü duymaz. Eğer bir kimse hem tanrıya inandığını hem de korktuğunu söylüyorsa o kişi sahtekardır. Guru Nanak, insanın kendine olan inancının ve ruhsal tapınmanın birlikte gitmesi gerektiğini düşünür. Nanak, insanları kendi kutsallıklarına ve içlerindeki güce inanmaları tavsiyesinde bulunur. Kendine inanan kişinin ruhu kutsal enerji ile doludur. Kaygıların ve endişenin ruhu körelttiği bu dünyada Nanak bize adeta başka bir kapı aralamaktadır. Bunun yanı sıra sınıf ayrımının ve statü farklarının kaldırılmasını söyleyen Nanak, her insanın ilahi ışıktan payı olduğunu söyler. Her insanın yaratıcının gözünde birdir ve ırkçılık, önyargılar gibi duygulardan sıyrılmak gerekir. Guru Nanak ve Nanak’ın yolundan giden kimseler görünüş, zenginlik veyahut da soy gibi niteliklerin insana gerçek bir değer kazandırmadığını savunur. Buna ek olarak, Nanak fiziki dünyanın geçici, sevginin ise kalıcı olduğunu söylerken dünyanın tüm kralları bütün zenginlikleriyle toplansa bile içinde tanrı sevgisi olan bir karınca eşit olmadıklarını da söyler. Nanak, mutluluğun sahip olmak ve tüketmekten değil ruhun kendi ufuklarından çıktığını söyler.
Fethettim Evreni Doğruluğun Kudretiyle
Nanak insanlara “aklını fethet ki dünyayı fethedesin” der. Birçok insan asılsız sanılar ve fikirlerle birlikte hayatlarını tüketir. Zaman öylece geçer fakat insanlar içine kapatılmış oldukları zihinlerinin ötesine hiç geçemezler. Nanak insanın ön yargılar ve ön kabullerden kurtulması gerektiğini söyler. Çünkü aklı başka insanların elinde kıstırılmış bir kimse özgürlüğünü yitirmiştir. Nanak’a göre evrende bize ait bir evdeymiş gibi özgürce yaşamak gerekir. Tam bir temaşa halini buyurur ve bir kimsenin aklını yani bakış açısını değiştirmedikçe başarıya ulaşamayacağını söyler. Çünkü Nanak’a göre bu evren o kadar büyüktür ve o kadar öğrenilecek şey vardır ki kendi içine kapalı bir zihin dışarıyı göremez. Guru Nanak’ın ve Nanak’ın talebelerine ait olan bu görüşü Goethe de Faust kitabında şu cümlelerle dile getirir: “Yaşamımda, fethettim evreni, doğruluğun kudretiyle”.

“Rüya içinde sahnelenen bir dramdır dünya”. Nanak bu dünyada mutlu olmak isteyen bir kimsenin birçok acılara gark olacağını söyler. Bu sebeple hayatı tasvir ederken Nanak onu bir dram olarak niteler. Fakat bu dram da gerçek değil bir rüyanın içindedir. Çünkü Nanak’a göre tanrının gerçekliğinin ve dünyasının yanında bizim hayatlarımız kısacık bir rüya gibi gelip geçer. Nanak’ın bu sözü çoğu dini inanışla paralellik göstermektedir. İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed “insanlar rüyadadır, öldüklerinde uyanırlar” der. Guru Nanak için hayatın gelip geçiciliğine bakıldığında ebedi dünya yerine ona değer vermek ancak bilgiden yoksun birisinin yapabileceği bir iştir. Öyle ki Nanak “o kimse ki ölümü kötü olarak tanımlar fakat ölümün ne olduğunu bilse bunu yapamaz” der. Demek ki Nanak’a göre bilgece ve erdemle dolu bir hayat yaşanmalı ve ölümü unutmamalıdır.

Bir yanıt yazın