Renklerin içimizi ısıtan ressamıdır William Godward. Godward resimlerinde kürkler ve mermerlerin üzerine uzanmış kadın bedenlerini kullanır. Godward’ın resimlerinde kadınlar transparan elbiseleri ve zarif bedenleriyle öne çıkar. Godward’ın resimlerinde genellikle koyu saçlı bir kadın tablonun ortasında yer alır ve Godward mükemmel betimlemeleriyle resmine inanılmaz bir biçem kazandırır. Tonların ve vücutların şairi Godward maalesef birçok kişi tarafından bilinmez. Fakat Godward’ın gecesi gün ışığına ayacaktır.
John William Godward’ın Hayatı
Ressam John Godward, Neo-Klasik akımdan etkilenmiştir. Godward 9 Ağustos 1861’de doğmuştur. Godward özel hayatını halkın gözünden uzak tutmak istediği için Godward’ın hayatı hakkında yeterli bilgi sahibi değiliz. Godward’ın ailesi müreffeh bir Viktorya ailesiydi. Fakat ailesi Godward’ın sanatçı olmasını istemiyordu. Her deha gibi istemin ve koşulların çatışmasına Godward da maruz kaldı. Fakat Godward güneşi görmüşken ışığı terk edebilir miydi? Godward sanat aşkıyla sarhoşken hayatın yumruklarıyla ayılabilir miydi? Ailesinin işinde çalıştı fakat Godward mutsuzdu. Bu sebeple Godward işten ayrıldı. Godward’ın sanat aşkı St. John Wood Sanat Okulu’nda başladı. Godward sonraki dönemde devam edeceği gibi okulda da resime klasik akımla başladı. Daha sonrasında Antik Yunan ve Roma sanatını ihya etmeyi amaçlamıştır Godward. Bu sebeple Godward, klasik akımla ilişkilnedirilmektedir. Godward’ın eserleri hocası olan Lawrence ile karşılaştırılır. Godward resim kariyerinde Akdeniz manzaralarını saf ve temiz kadın tasvirleri ile birleştirmekte uzmanlaşmıştır. Godward resimlerinde karmaşık kumaşları titizlikle çizer.
Godward’ın resimlerinde kadınlar hayatın huzurlu esirmesine dalmış temiz hülyalarda gezinirler. Vücut hatlarını gizlemeyen uçuşan giysilerle örtülmüş kadınların zamansız güzelliklerine şahit oluruz Godward’ın resimlerinde. Godward bu güzelliği yemyeşil, dingin ortamlarla taçlandırır. Öyle ki Godward’ın resmine bakmayı değil bizzat resim olmayı ister insan. Bu güzel ve duygulu figürleri böylesine iyi resmeden Godward’ın hayatının bir döneminde aşkın mührüne vurulmadığını kim iddia edebilir? Belki de Godward, “beni kalbinin üzerine bir mühür gibi bas” gibi bas diyen Süleyman peygamberin sözünü tasvirlerinde birçok kez düşünmüştür. Godward’ın mührü onun kalemi ve kağıdı olamaz mı? Godward’ın resimlerinde umudun ve güzelliğin yanında ayrılığın ve farklılığın imgelerini görmez miyiz. Kim bilir? Belki Godward’ın kadınları daldıkları rüyada şunları söyler onu arayanlara: “ben sevgilime aitim, sevgilim de bana, gezinip duruyor zambaklar arasında”. Yoksa Godward’ın kadınlarının sevgilileri Lübnan’ın güzel topraklarından, Mür Dağı’ndan mı geleceklerdir? Ama Godward hakkındaki bu uçarı düşünceler belki de Platon’un mükemmel dünyayı tasvir ederken kullandığı şu cümlelerle son bulur: “ne kadar uzak ne kadar farklı…”.

Teknik dehasına ve başarılı olduğu betimsel sanattan ziyade 20. Yüzyılın soyutlamayı seven modasından dolayı Godward gözden düştü. Fakat Godward’da olduğu gibi düşen kişiye ilk darbe en yakınından gelir. Popülaritesindeki bu düşüş, Godward’ın sanatçı olmasına karşı çıkan Godward’ın ailesinin baskıları artar. Godward hem ailesinin baskılarında hem de toplumun güzellik bilmezliğinden içine kapanık bir yaşama kavuşur. Herkes sevdiğini öldürmez mi zaten, Godward? Godward’ın içine kapanmasının nedeni insanları tatmin edememesi değildir. Godward’ın izolasyonu resimlerinin dünyasıyla hayatın uyumsuzluğudur. Belki de Godward, Balzac’ın kitabında olduğu gibi çizdiği resme aşık bir dehadır. Godward’ın aksine hayattan yalıtılmış insanlar belki de tutundukları ilk dala tutunurlar. Fakat zaten boşlukta olan Godward resimlerinden başka neye tutunabilirdi? Godward ellerini her seher vakti ve akşam boş görmemiş miydi? Belki Godward’ın elleri dünyayı bükerek tasvir dünyasında resmettiği figürlere tutunmuştur. Tarih olayları kronolojik olarak sıralasa da Godward’ın duygularına yer vermez. Halbuki Godward karşıt yapıcı ve yıkıcı itkilerin ikmalinden doğmuştur. Ailesi ise Godward’ın resimlerini aile resimlerinin arasından çıkarır. Kendi hayallerini kovalayan bir sanatçıyı ilkin en yakınlarının kovduğunu görürüz.
Godward’ın Eserleri ve Tarzı
Sanat çevresinden bu sebeplerden dolayı uzaklaşan Godward İtalya’ya gider. Godward’ın bu yolculuğunda Godward’ın sevdiği İtalyan modellerinden biri eşlik eder. Godward’ın ailesi iletişimi keser ve Godward bir daha hiç bulunamaz. Godward’ın hayatı umutsuzluk içinde son bulur. Godward 61 yaşında intihar eder. Godward dünyanın hem Godward’a hem Picasso’ya yetecek kadar büyük olmadığına dair bir not bırakır arkasında. Godward’ın ailesi tüm belgelerini yok etti. Godward’ın ölümü Britanya’da klasik sanatın sonu anlamına geliyordu. Godward ölse de Godward’ın muhteşem işçiliğe sahip sanat eserleri hala hayatına devam ediyor. Godward’ın eserleri dünya genelinde sanat koleksiyonlarının gözdesi haline gelmiş bulunuyor. Zarif tasvirleri ve idealize insan bedenleri hala beğeni topluyor. Godward’ın sanat aşkıyla başlayan hayatı da yine sanatla son bulur. Godward’ın sanat eserleri inanıyoruz ki hayatını daha iyi anlatacaktır. Çünkü sanatçının hayatı dünyada değil meydana getirdiği eserde gezer ve Godward bir sanatçıdır.

Godward’ın “Kalp Genç Olduğunda” adlı eseri. Godward’ın bu resminde kalbin umudu mükemmel bir şekilde yansıtılmıştır. Geleceğe ait potansiyelleriyle hayat Godward’ın çiziminde canlanmaktadır. Godward’ın resmindeki kadın büyük bir lüksün tadını çıkarmaktadır. Belki Godward hayatında sahip olmadığı lüksü figürlerine bahşeder. Çünkü Godward onlar için mutluluğu yitirirken mutluluğun onları geçmesi doğal olmaz mı? Güneşli bir yaz gününde arkasındaki denizle birlikte hayallere kendini vermiş, dakikalarını hiçbir kaygı duymadan tam bir keyifle geçiren bir kadın görüyoruz. Sıcak kürkünün kıvrımları ve her tarafa yayılmış saçları gökyüzü ve denizle birleşince Godward mükemmel bir tasvir ortaya çıkarmış oluyor. Godward’ın hem bu hem de diğer tablolarında Sappho’nun şiirlerindeki hasretin yakıp kavuran gücüne şahit oluruz. Godward’ın hayatı içindeki buhranları ve resimlerinde hala sarıp sarmalanmayı bekleyen sevginin çatışması belki de Sappho’nun şu dizelerinde asılar evvel hayat bulur: “ummamam gerekirmiş göğü kucaklamayı iki kolumla birden”.

Bir yanıt yazın